ABD Hazine Bakanı Scott Bessent’in 24 Ağustos’ta duyurduğu yeni yaptırım paketiyle İran ekonomisi yeniden baskı altına alındı. Paketin hedefinde İran’ın petrol gelirleri, finansal kanalları ve dış ticaret ağları bulunuyor. Bu gelişmelerin ardından serbest piyasada dolar kuru 2 milyon 30 bin riyale kadar yükselerek rekor kırdı.
Bu yükselişle birlikte İran riyali, 28 Şubat’taki savaş başlangıcına kıyasla yaklaşık yüzde 22 değer kaybetti. Yılın başından bu yana ise riyalin dolar karşısındaki değer kaybı yüzde 42’yi aştı. Bu durum, İran ekonomisi üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor.
Washington’ın uyguladığı bu politika yeni olmasa da, güncel yaptırımlar İran’ı ekonomik olarak daha da zorlamayı hedefliyor. ABD, 2018’den bu yana uyguladığı ‘azami baskı’ stratejisiyle İran’ın petrol gelirlerini azaltmayı, ülkeyi uluslararası finans sisteminden izole etmeyi amaçlıyor. Amaç, Tahran’ı nükleer programı ve bölgesel politikalarında geri adım atmaya zorlamak.
Donald Trump yönetiminin 2018’de İran ile yapılan nükleer anlaşmadan çekilmesiyle başlayan yaptırımlar, iki aşamada yürürlüğe girdi. İlk aşamada dolar, altın, değerli madenler, çelik, kömür, alüminyum ticareti ile otomotiv ve sivil havacılık sektörleri hedeflendi. İkinci aşamada ise petrol ve enerji ticareti ciddi darbe aldı. ABD, bu süreçte İran Merkez Bankası dahil birçok bankayı yaptırım kapsamına alarak uluslararası ticareti sekteye uğrattı.
ABD, bu yaptırımlarla İran’ın petrol ihracatını sıfırlamayı iddia etse de, İran’ın son yıllardaki ihracat verileri bu hedefe ulaşılamadığını gösteriyor. Yaptırımlar İran ekonomisine zarar verse de, Washington’ın siyasi hedeflerini tam olarak gerçekleştiremediği görüldü. İran, yaptırımları aşmak için gölge filo, paravan şirketler ve alternatif ödeme kanalları gibi yöntemler geliştirdi.
ABD yönetimi, savaşın İran’ın kapasitesini zayıflattığına inanıyor ancak siyasi sonuç üretmediğini düşünüyor. Trump yönetiminin planlarına göre, ekonomik baskının artırılmasıyla İran’ın dayanma kapasitesi düşürülecek ve Tahran müzakere masasında taviz vermeye zorlanacak. ABD’nin yeni kampanyayı ‘D-Day’ olarak tanımlaması, bu yaklaşımın kapsamını gösteriyor.
Washington, savaşın ardından ekonomik baskıyı artırarak İran ile ticari ve ekonomik ilişkilerini sürdüren ülke ve şirketleri ‘ikincil yaptırımlarla’ karşı karşıya bırakıyor. Böylece Tahran’ın dış ticaret ve finansman kanallarını daha da daraltmayı hedefliyor. ABD, önceki ‘azami baskı’ döneminde İran’ı tamamen izole edememişti. Bu kez ekonomik yaptırımların yanı sıra deniz ablukası gibi askeri araçları da devreye sokarak baskıyı daha kapsamlı hale getirmeyi planlıyor.
İranlı yetkililer ise bu planı boşa çıkarmak için askeri yöntemlere başvurmaktan çekinmeyecekleri mesajını veriyor. İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai, ABD’nin ‘ekonomik savaşına’ yardımcı olan ülkelerin çıkarlarını hedef alacaklarını belirtti.
İran riyali, savaş başlamadan önce de yaptırımlar, yüksek enflasyon ve döviz gelirlerindeki sorunlar nedeniyle ciddi değer kaybetmişti. Savaş başladığında dolar yaklaşık 1,66 milyon riyal seviyesindeydi. Müzakerelerin başlamasıyla 1 milyon 540 bin riyale kadar düşen kur, çatışmaların yeniden alevlenmesiyle 2 milyon riyali aştı.
Doların 2 milyon riyali aşması, İran ekonomisi için hem ekonomik hem de psikolojik bir eşik olarak görülüyor. Trump yönetiminin 2018’de başlattığı ‘azami baskı’ kampanyasından bu yana riyal, dolara karşı yaklaşık 30 kat değer kaybetti. Bu durum, ithal ürünlerden ilaçlara kadar birçok kalemde fiyat artışı riskini beraberinde getiriyor. Ancak riyalin değer kaybının Washington’ın siyasi hedeflerine dönüşüp dönüşmeyeceği henüz belirsizliğini koruyor.
ABD-İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaş, ülkenin petrol ihracatı, deniz taşımacılığı ve ithalat yolları üzerinde baskı oluşturdu. Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü’nün (OPEC) raporuna göre, İran’ın ham petrol üretimi savaş öncesine göre yaklaşık yüzde 25 düşük kaldı. Bu durum, ülkeye giren döviz miktarını doğrudan etkiledi. Ayrıca, savaş nedeniyle artan taşıma ve sigorta maliyetleri dış ticareti pahalılaştırdı.
Washington’ın yeni politikasının en kritik ayağı İran’ın petrol gelirleri. ABD, sadece petrol satışını değil, petrolün taşınması, bedelinin tahsil edilmesi ve elde edilen gelirin ülkeye aktarılması için kullanılan ağları da hedef alıyor. Bu noktada Çin, İran petrolünün en önemli alıcısı olarak belirleyici konumda. ABD’nin Çinli şirket ve bankalara yönelik ikincil yaptırımları ne ölçüde uygulayacağı, İran ekonomisinin geleceği açısından kritik olacak.
İran ekonomisinde döviz arzının azalması ve riyalin değer kaybetmesiyle birbirini besleyen bir döngü oluşmuş durumda. Yeni yaptırımların petrol gelirlerini ve dış ticaret kanallarını daha fazla sıkıştırması halinde bu döngünün güçlenmesi bekleniyor. Ancak, bu durumun İran yönetimini siyasi olarak geri adım atmaya zorlayıp zorlamayacağı belirsizliğini koruyor. ABD’nin önceki ‘azami baskı’ deneyimi, ekonomik zayıflatmanın siyasi stratejik tercihlerini değiştirmediğini gösteriyor.
Reklam & İşbirliği: [email protected]